ÖZEL RÖPORTAJ: Sigortacılıkta Dönüşümü Şekillendiren Şirketlerden Biri Olmayı Hedefliyoruz
ALLİANZ TÜRKİYE ELEMENTER BİREYSEL SİGORTALAR GENEL MÜDÜR YARDIMCISI VE İCRA KURULU ÜYESİ BATU ÖNCÜL
Son yıllarda iklim değişikliği, elektrikli araçlar ve yapay zekâ gibi gelişmeler sigortacılığı da dönüştürüyor. Sizce sektör bugün nasıl bir dönüşüm sürecinden geçiyor?
Sigortacılık uzun yıllar boyunca daha çok hasar gerçekleştikten sonra devreye giren bir güvence mekanizması olarak algılandı. Bugün ise çok daha farklı bir noktadayız. İklim değişikliği, elektrikli araçlar, bağlantılı teknolojiler ve yapay zekâ gibi teknolojik gelişmeler yalnızca günlük yaşamı değil, risklerin tanımını ve yapısını da köklü biçimde değiştiriyor. Bu nedenle sigorta sektörü de reaktif bir modelden proaktif bir modele geçiyor.
Artık yalnızca gerçekleşen riski karşılamak değil, riski önceden öngörmek, analiz etmek ve müşteriyi olası kayıplara karşı hazırlamak da sigortacılığın önemli bir parçası haline geldi. Veri analitiği, yapay zekâ ve gelişmiş risk modelleme sistemleri sayesinde müşterilerimize daha hızlı, daha kişiselleştirilmiş ve daha doğru çözümler sunabiliyoruz.
Önümüzdeki dönemde sektörde fark yaratacak unsurun yalnızca finansal güç değil; teknolojiyi, sürdürülebilirliği ve müşteri deneyimini birlikte yönetebilme kabiliyeti olacağına inanıyoruz.
Türkiye’de sigorta penetrasyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüzdeki dönemde büyümenin önündeki en büyük fırsat ve sorumluluk nedir?
Türkiye’de sigorta penetrasyonu, özellikle hayat dışı branşlarda gelişmiş ülkelere kıyasla hâlâ önemli bir gelişim potansiyeli taşıyor. OECD ülkelerinde prim üretiminin milli gelire oranı ortalama yüzde 2,7 seviyesindeyken, Türkiye’de bu oran yaklaşık yüzde 1,6 düzeyinde bulunuyor. Kasko tarafına baktığımızda ise trafiğe kayıtlı yaklaşık 35 milyon araca rağmen penetrasyonun yüzde 30 seviyelerinde kalması önemli bir koruma açığına işaret ediyor.
Biz bu tabloyu yalnızca büyüme ve gelişme fırsatı olarak değil, toplumun finansal dayanıklılığı açısından değerlendirilmesi gereken önemli bir konu olarak görüyoruz. Sigorta, özellikle enflasyonist dönemlerde bireylerin ve işletmelerin varlıklarını koruyan en önemli finansal araçlardan biri haline geliyor.
Önümüzdeki dönemde sektörün en önemli sorumluluğu, daha fazla poliçe satmanın ötesinde, müşterilerin doğru teminatlarla ve gerçek ihtiyaçlarına uygun çözümlerle korunmasını sağlamak olacak.
Elektrikli araçların hızla yaygınlaşması kasko ürünlerini nasıl dönüştürüyor? Allianz Türkiye bu alanda nasıl bir yaklaşım benimsiyor?
Elektrikli araçlar artık otomotiv sektörünün geleceğini şekillendiren en önemli dönüşüm alanlarından biri. Ancak bu dönüşüm yalnızca araç teknolojisini değil, sigortacılığı da yeniden tanımlıyor. Çünkü elektrikli araç sahiplerinin ihtiyaçları, içten yanmalı araçlardan oldukça farklı. Batarya sistemleri, şarj altyapısı, yazılım güncellemeleri ve bağlantılı teknolojiler, yeni nesil risk başlıklarını da beraberinde getiriyor. Dolayısıyla artık yalnızca aracı değil, aracın kullandığı tüm ekosistemi güvence altına almak gerekiyor.
Biz de Allianz Türkiye olarak bu dönüşümü yakından takip ediyor ve ürünlerimizi müşterilerimizin değişen ihtiyaçları doğrultusunda sürekli geliştiriyoruz. Bugün elektrikli araç kullanıcılarına özel geliştirdiğimiz Elektrikli Araç Kasko ve Markalı Elektrikli Araç Kasko ürünlerimizle sektörde öncü çözümler sunuyoruz.
Yakın zamanda ürün kapsamımızı daha da genişletiyoruz. Yeni dönemde duvar tipi şarj ünitesi (wallbox) arızaları, şarj sırasında istasyon veya ekipman kaynaklı oluşabilecek zararlar ile ekran kırılması teminatlarını da ürün kapsamına dahil ediyoruz.
Böylece mevcut batarya güvencesi, taşınabilir şarj ekipmanları, siber güvence ve yerinde mobil şarj hizmetlerimizle birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin en kapsamlı elektrikli araç kasko çözümlerinden birini sunuyor olacağız.
Elektrikli mobilite büyüdükçe sigortacılık da bu dönüşümün ayrılmaz bir parçası olacak. Biz de Allianz Türkiye olarak ürün geliştirme yaklaşımımızı bu yeni mobilite ekosisteminin ihtiyaçlarına göre şekillendirmeye devam edeceğiz.
İklim değişikliği artık yalnızca çevresel değil, finansal bir risk olarak da değerlendiriliyor. Bu durum sigortacılığı nasıl etkiliyor?
İklim değişikliği artık geleceğe ilişkin bir öngörü değil, bugünün en önemli risk başlıklarından biri. Sel, dolu, fırtına, orman yangınları ve aşırı hava olaylarının hem sıklığı hem de şiddeti artıyor. Bu durum yalnızca bireyleri ve işletmeleri değil, sigortacılık sektörünün risk modellerini, fiyatlama yaklaşımını ve hasar yönetimi süreçlerini de doğrudan etkiliyor. Artık sigortacılığı yalnızca hasar gerçekleştikten sonra devreye giren bir güvence mekanizması olarak değerlendirmek mümkün değil.
Bu yıl Antalya’da düzenlenecek COP31 gündeminin de en önemli başlıklarından biri, iklim risklerine karşı finansal sistemlerin ve özel sektörün üstleneceği rol olacak. Biz de bu dönüşümde sigortacılığın yalnızca risk transfer eden değil, aynı zamanda dönüşümü teşvik eden bir mekanizma olduğuna inanıyoruz. İklim risklerinin etkilerini azaltmak için geliştirilen çözümler, sürdürülebilir mobilitenin desteklenmesi ve müşterilerin daha düşük karbonlu bir geleceğe geçişini kolaylaştıracak ürünler, sektörümüzün önümüzdeki dönemdeki en önemli sorumluluk alanları arasında yer alıyor.
Bu anlayışla sürdürülebilirliği yalnızca operasyonlarımızda değil, ürün geliştirme süreçlerimizin de merkezine yerleştiriyoruz. Geçtiğimiz yıl kasko ürünümüzü, Avrupa Yeşil Mutabakatı hedefleri doğrultusunda geliştirilen ve dünyanın en kapsamlı yeşil sınıflandırma sistemi olan AB Taksonomisi kriterlerine uyum sağlayan Türkiye sigorta sektörünün ilk “sürdürülebilir ürün” sertifikalı kaskosu olarak konumlandırdık. Böylece sürdürülebilir finans anlayışının sigortacılıkta somut karşılık bulmasına öncülük eden önemli bir adım attık.
Bunun yanında elektrikli araç ekosistemine yönelik geliştirdiğimiz çözümler, yerinde mobil şarj hizmetimiz, çevresel etkiyi azaltan yerinde onarım modelimiz ve dijital poliçe süreçlerimizle müşterilerimizin karbon ayak izini azaltmalarına katkı sağlamayı hedefliyoruz.
Aşırı hava olayları öncesinde sigortalılarımıza gönderdiğimiz erken uyarı bilgilendirmeleriyle de risk gerçekleşmeden önce önlem alınmasını destekliyoruz. Çünkü bize göre geleceğin başarılı sigortacılığı, yalnızca hasarı karşılayan değil; riski öngören, önleyen ve toplumun iklim değişikliğine karşı dayanıklılığını artıran çözümler geliştiren sigortacılık olacak.
Yapay zekâ sigortacılıkta nasıl bir değişim yaratıyor?
Yapay zekâyı yalnızca operasyonel süreçleri hızlandıran bir teknoloji olarak görmek artık mümkün değil. Sigortacılıkta yapay zekâ, riskin nasıl analiz edildiğinden müşteriye nasıl hizmet verildiğine kadar tüm değer zincirini dönüştürüyor. Özellikle underwriting tarafında çok daha mikro ve davranış bazlı risk analizi yapabilmemizi sağlıyor. Geleneksel modeller geçmiş hasar verisine dayanırken, bugün çok daha geniş veri setleriyle riskleri segmente edebiliyoruz, daha adil ve kişiselleştirilmiş fiyatlama yapabiliyoruz. Bu hem müşteri açısından daha doğru prim anlamına geliyor hem de sektör açısından daha sağlıklı bir teknik denge sağlıyor.
Hasar tarafında ise dönüşüm çok daha görünür. Görüntü işleme teknolojileri sayesinde fotoğraf üzerinden hasar tespiti yapılabiliyor, süreçler hızlanıyor ve müşterinin belirsizlik süresi ciddi şekilde kısalıyor. Aynı zamanda yapay zekâ, sahtecilik tespitinde önemli bir rol oynuyor; anomali analizleriyle olağan dışı dosyaları erken aşamada belirleyebiliyor. Bu da sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik.
Ancak burada önemli bir nokta var: Yapay zekâ insanın yerini alan bir mekanizma değil, insan kararını güçlendiren bir araç. Sigortacılık hâlâ güven ve uzmanlık işi. Yapay zekâ ise bu uzmanlığı daha isabetli, daha hızlı ve daha ölçeklenebilir hale getiriyor.
Önümüzdeki dönemde sigortacılıkta rekabeti belirleyecek unsur, yapay zekâyı kimlerin ne kadar entegre ve stratejik kullandığı olacak. Çünkü veri artık sektörün en önemli sermayelerinden biri haline geldi.
Önümüzdeki dönemde bireysel sigortacılığı en fazla hangi trendler şekillendirecek?
Önümüzdeki yıllarda bireysel sigortacılığı üç temel dinamiğin şekillendireceğini düşünüyorum. Birincisi, elektrikli ve bağlantılı araçların yaygınlaşmasıyla birlikte mobilite ekosisteminin dönüşmesi. İkincisi, yapay zekâ ve veri analitiği sayesinde sigorta ürünlerinin çok daha kişiselleştirilmiş hale gelmesi. Üçüncüsü ise iklim değişikliğinin risk yönetimindeki belirleyici rolünün giderek artması.
Bütün bu gelişmeler sigortacılığı daha görünmez ama aynı zamanda daha değerli bir hizmet haline getirecek. Müşteriler artık yalnızca poliçe satın almak istemiyor; risklerini anlayan, ihtiyaçlarını öngören ve yaşamlarının her aşamasında kendilerine eşlik eden çözüm ortakları bekliyor.
Biz de Allianz Türkiye olarak bu dönüşümü yalnızca takip eden değil, geliştirdiğimiz yenilikçi ürünler, dijital çözümler ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımımızla şekillendiren şirketlerden biri olmayı hedefliyoruz.














