Bireyin kendisini risk yönetiminin aktif bir parçası olarak görmeye başlaması artık şart
Bireyin kendisini risk yönetiminin aktif bir parçası olarak görmeye başlaması artık şart

Bireyin kendisini risk yönetiminin aktif bir parçası olarak görmeye başlaması artık şart

İstanbul Ticaret Odası Sigortacılık Meslek Komitesi Başkanı & Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Sigorta Acenteleri İcra Komitesi Başkan Yardımcısı Özgür Yılmaz

Toplumların sigortaya bakışı yalnızca ekonomik gelişmişlik düzeyiyle açıklanamaz. Aynı zamanda kültürel kodlar, inanç kalıpları ve risk algısı da bu bakışı şekillendirir. Türkiye’de uzun yıllardır karşılaştığımız en önemli sorunlardan biri, riskin çoğu zaman “olursa olur” anlayışıyla değerlendirilmesi ve bireyin kendisini risk yönetiminin aktif bir parçası olarak görmemesidir.

Oysa sigorta, kadere karşı çıkmak değil; yaşanabilecek olumsuzlukların ekonomik sonuçlarını yönetebilmektir. Tedbir almak insanın sorumluluğudur. Sonucu belirlemek ise hayatın akışına aittir. Bu nedenle kader ile sigorta arasında bir çelişki değil, tam tersine güçlü bir tamamlayıcılık vardır.

İstanbul Ticaret Odası Sigortacılık Meslek Komitesi ile TOBB Sigorta Acenteleri İcra Komitesi’nde yürüttüğümüz çalışmaların en önemli hedeflerinden biri, ülkemizde sigortacılık kültürünü güçlendirmek ve risk bilincini toplumun her kesimine yaymaktır. Çünkü güçlü bir sigorta sektörü yalnızca güçlü sermaye ile değil, sigortanın önemini kavramış bireyler ve işletmelerle mümkündür.

Bu nedenle yürüttüğümüz çalışmalar yalnızca sektör mevzuatının geliştirilmesine değil, aynı zamanda vatandaşlarımızın sigortaya bakış açısını dönüştürmeye de odaklanmaktadır. Risk gerçekleşmeden önce önlem almayı teşvik eden bir anlayışın yerleşmesi, sektörümüzün en stratejik hedeflerinden biridir.

Sahada görev yapan acenteler olarak bunu her gün gözlemliyoruz. Müşterilerimizin önemli bir kısmı sigortayı ihtiyaç ortaya çıkmadan önce değil, zarar yaşandıktan sonra hatırlıyor. Büyük depremler, seller, yangınlar veya ağır trafik kazalarının ardından sigortaya olan ilginin hızla artması, ancak birkaç yıl sonra aynı ilginin yeniden azalması bunun en somut göstergesidir.

Bu durum, sigorta bilincinin henüz kalıcı bir davranışa dönüşmediğini gösteriyor. Risk yaşandığında oluşan farkındalık sürdürülebilir hale gelemiyor. Oysa sigortacılığın başarısı, hasardan sonra değil, hasardan önce alınan doğru kararlarda yatmaktadır.

Acentelerin en çok zorlandığı nokta da burada ortaya çıkıyor. İnsanlar yaşanmış zararı kolayca anlayabiliyor; ancak henüz gerçekleşmemiş bir risk için yatırım yapmayı gereksiz görebiliyor. Üstelik ekonomik belirsizlik dönemlerinde sigorta primi çoğu zaman ertelenebilecek bir gider olarak değerlendiriliyor. Oysa sigorta bir gider değil, geleceğin finansal güvencesidir.

Bu noktada klasik satış yöntemleri artık yeterli değildir. Günümüz acentesinin görevi yalnızca poliçe düzenlemek değil, aynı zamanda risk danışmanlığı yapmaktır. Teknik teminatları anlatmaktan çok, bu teminatların insan hayatındaki karşılığını gösterebilmek gerekiyor.

Sahada en etkili yöntemlerden biri gerçek yaşam hikâyeleridir. Deprem sonrası evini yeniden inşa edebilen bir aile, yangından sonra işletmesini yeniden açabilen bir esnaf ya da yüksek tazminat yüküyle karşılaşmadan hayatına devam edebilen bir araç sahibi… İnsanlar çoğu zaman istatistiklerden çok yaşanmış hikâyelerden etkileniyor. Çünkü hikâyeler, riski soyut olmaktan çıkarıp somut hale getiriyor.

Önümüzdeki dönemde sigortacılık çok daha farklı bir noktaya evrilecek. Yapay zekâ, büyük veri, davranışsal analiz ve kişiselleştirilmiş ürünler sayesinde müşteriler artık tam ihtiyaçlarına uygun çözümlerle buluşacak. Ancak teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, güven duygusunun yerini alamaz.

Sigortacılık güven üzerine inşa edilmiş bir sektördür. Güven ise algoritmalarla değil, insan ilişkileriyle oluşur. Bu nedenle dijitalleşme, acentenin alternatifi değil, en güçlü destekçisi olmalıdır.

Ben geleceğin başarılı acentesini; teknolojiyi kullanan, veriyi analiz eden, ancak en önemlisi müşterisinin hayatını anlayan kişi olarak görüyorum. Çünkü insanlar poliçe satın almaz; kendilerini ve sevdiklerini koruyacak güven duygusunu satın alırlar.

Türkiye, deprem kuşağında yer alan, iklim risklerinin giderek arttığı ve ekonomik dalgalanmaların sık yaşandığı bir ülkedir. Böyle bir coğrafyada kaderciliği değil, risk kültürünü büyütmek zorundayız. Sigorta, yalnızca bireyi değil; aileyi, işletmeyi ve nihayetinde ülke ekonomisini ayakta tutan en önemli dayanıklılık mekanizmalarından biridir.

Bugün İstanbul Ticaret Odası Sigortacılık Meslek Komitesi ve TOBB Sigorta Acenteleri İcra Komitesi olarak yürüttüğümüz çalışmaların ortak amacı; sigortayı yalnızca poliçe düzenlenen bir finansal ürün olmaktan çıkarıp toplumun yaşam kültürünün ayrılmaz bir parçası hâline getirmektir.

Bu doğrultuda mevzuat çalışmalarından eğitim faaliyetlerine, sektörel iş birliklerinden kamuoyu bilgilendirmelerine kadar birçok alanda önemli adımlar atıyoruz. Çünkü biliyoruz ki sigorta bilinci yalnızca hasar sonrasında değil; eğitimle, doğru iletişimle ve güven duygusuyla inşa edilir.

Acenteler bu dönüşümün merkezindedir. Dijitalleşen dünyada teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, toplumun risk farkındalığını artıracak, doğru yönlendirecek ve güven ilişkisini kuracak olan yine acentelerdir. Güçlü acenteler, güçlü bir sigorta sektörünün temelidir; güçlü bir sigorta sektörü ise afetlere, ekonomik dalgalanmalara ve belirsizliklere karşı daha dirençli bir Türkiye'nin güvencesidir.

Artık kaderciliği değil, risk yönetimini konuşmak zorundayız. Çünkü tedbir almak kadere karşı gelmek değil, geleceğe karşı sorumluluk almaktır. Sigortacılık da tam olarak bu sorumluluğun kurumsal karşılığıdır.