Image

''Bireyler artık sigortayı ''olası bir risk'' değil, finansal planlamanın ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyor.''

2025 yılı, bireysel emeklilik ve hayat sigortaları açısından hem büyümenin hem de dönüşümün birlikte yaşandığı bir yıl oldu.


Bireysel Emeklilik Sistemi, uzun vadeli birikim ihtiyacının toplumun çok daha geniş kesimleri tarafından benimsenmesiyle istikrarlı bir büyüme sergiledi. Genç nüfusun BES’e olan ilgisinin artması ve katılım esaslı ürünlere yönelimin güçlenmesi bu büyümede belirleyici oldu.

Hayat sigortaları tarafında ise sadece vefat teminatı değil; kredi bağlantılı, gelir koruma ve aile odaklı çözümlerin öne çıktığını gördük. Bireyler artık sigortayı “olası bir risk” değil, finansal planlamanın ayrılmaz bir parçası olarak konumlandırıyor. Bu da sektöre hem ürün çeşitliliği hem de iletişim dili açısından önemli sorumluluklar yüklüyor.

 

Zorlayıcı başlıklara baktığımızda; yüksek enflasyon ortamı, artan maliyetler ve tüketicinin kısa vadeli likidite ihtiyacı, uzun vadeli ürünleri anlatmayı zaman zaman güçleştirdi. Ancak bu tablo bize şunu net biçimde gösterdi: Güven, şeffaflık ve doğru değer önerisi sunan şirketler bu dönemde daha da ayrışıyor. 2025’in en önemli çıkarımı, sektörün artık sadece büyüklük değil, anlamlı ve sürdürülebilir büyüme peşinde olması gerektiği oldu.

 

Sektörün ajandasında üç ana stratejik başlık öne çıkacak: Dijitalleşme, müşteri deneyimi ve sürdürülebilirlik.

 

Dijitalleşme artık bir “yatırım alanı” değil, işin kendisi haline gelmiş durumda. Şirketler; uçtan uca dijital müşteri yolculuğu, yapay zekâ destekli hizmet modelleri ve veri analitiğiyle kişiselleştirilmiş çözümler sunmak zorunda kalacak. Müşteri, hızlı, sade ve kesintisiz bir deneyimi temel beklenti olarak görüyor.

İkinci önemli başlık müşteri deneyimi. 2026’da rekabet, fiyat ya da ürün sayısı üzerinden değil; müşteriye hissettirdiğiniz değer üzerinden şekillenecek. Anlaşılır ürünler, sade sözleşmeler, ulaşılabilir hizmet kanalları ve güven veren iletişim dili ön plana çıkacak.

 

Üçüncü olarak sürdürülebilirlik ve katma değer üretme konusu, sektörün merkezine yerleşecek. Hem finansal sürdürülebilirlik hem de toplumsal katkı açısından, bireylerin uzun vadeli refahını önceleyen modeller geliştirmek zorundayız. Katılım finans perspektifi bu noktada sektöre önemli bir rehberlik sunuyor.

 

2026’da bireylerin ihtiyaçlarına yanıt vermede en kritik strateji kişiselleştirme olacak. “Tek tip” ürün anlayışı artık geride kaldı. Her bireyin yaşam döngüsüne, gelir yapısına, risk algısına ve değer dünyasına uygun, esnek ve anlamlı çözümler sunmak zorundayız.

Esnek katkı yapıları, modüler teminatlar, dijital kanallar üzerinden anında erişilebilen hizmetler ve hayatın farklı dönemlerine uyum sağlayabilen ürünler öne çıkacak. Özellikle gençler için erken yaşta birikimi teşvik eden, aileler için çocuk odaklı uzun vadeli çözümler ve emekliliğe yaklaşan bireyler için gelir sürekliliği sağlayan modeller daha fazla talep görecek.

 

Bununla birlikte, bireylerin sadece finansal değil, duygusal güven ihtiyacına da yanıt vermek büyük önem taşıyor. Şirketlerin rolü, “ürün satan” olmaktan çıkıp, bireyin hayat yolculuğunda yanında olan bir finansal çözüm ortağına dönüşmek olacak. 2026’yı farklılaştıracak olan da tam olarak bu yaklaşım olacak.